Dolar 18,6344
Euro 19,6306
Altın 1.077,07
BİST 4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Aydın 17°C
Açık
Aydın
17°C
Açık
Paz 16°C
Pts 15°C
Sal 15°C
Çar 17°C

SÜRDÜRÜLEBİLİR YENİDEN YAŞAMA PARADİGMASININ İNŞASINA DOĞRU BİR ADIM

Cumhuriyet Kargo Aydın Efeler Şubesi Müdürü - Güvenlik, Yönetim, Politik, sosyal felsefe üzerine çalışmaktadır. 19. ve 20. yüzyıl siyaset felsefesi, özgürlük, milliyetçilik, popülizm ve Türk siyasi tarihi alanları ilgisini çekmektedir. Aynı zamanda amatör müzisyen ve sanal mecralarda müzik ve felsefe üzerine yazıları yayımlanmıştır ve boş zamanlarını enstrüman çalarak ve kitap okuyarak geçirmeyi sevmektedir.
30 Nisan 2022 21:45

İçinde yaşadığımız evrenin, ülkenin, yerel bölgemizin; kendine has kuralları, değerleri algıları vardır. Söz konusu kuralların varlığını, aksamaya başladığında yani ihtiyaç halinin ortaya çıkması ile daha anlaşılır bir şekilde fark etmeye başlıyoruz. Farkında olmak her ne kadar bir kazanç olarak görülse de sadece zihnin içindeki milyonlarca düşünceden biri olmaktan öte gidemiyor.

Kurulmuş olan her düzen toplumu tarafından doğrulur. Örnek olarak da Komünizm, Liberalizm, Şeriat düzenleri gibi ideolojilerde toplumlarının bozulmaları ve dejenerasyona karşı koymamaları ile de anlamını yitirir. Bir zamanların en kusursuz sistemleri olarak öne sürülen ideolojiler başka bir zamanın haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliğin kaynağı olabilirler. Çoğu zamanda bu sistemler 20 sene de mükemmel bir hal de yönetimi sağlanırken sonrasında çeşitli çıkmazlara girerek adaletsiz düzenler ortaya çıkarırlar. Bu duruma da mutlak adaletin mutlaksızlığı şeklinde bakmakta fayda olduğunu düşünmekteyim.

Nizamoğlu Mobilya

İdeolojilerin sonunun geldiği bir çağda, yaşama gayreti gösteriyoruz. Hakikatin birbirine geçtiği asla gerçek doğrunun ayırt edilemediği bu “Post-Truth” çağında herkesin “PARA” kavramını “DÜNYA İDEOLOJİSİ” haline getirdiğini biliyoruz.  Dalgalı Kur Rejimine geçilmesiyle birlikte Dünya Köyünde artık nakit parayı sabit olarak tutabilecek bir güç kalmamıştı. Dünyayı yöneten “Görünen” güçlerin istekleri doğrultusunda gelir gider muslukları üzerinden operasyonlar çok rahat bir şekilde yapılabilmekteydi.

İçinde yaşadığımız dünya iki yüz yıl öncesinde tasarlanan günümüzün değişen toplumsal ihtiyaçlarına cevap veremeyen, devamlı surette yorgunluk toplumunun üretimini tetikleyen bir hal almıştır.

İnsanoğlunun maddi zamanın dışına çıkması mümkün olmadığı için gelişen hayat düzenini 200 yıl önceki değer algıları ve toplumsal alışkanlıklarla sürdürmenin imkanı bulunmamaktadır. Bunun için toplum gelişimini devletlere, çeşitli grupların hegemonyasına terk etmemelidir. Sorumlulukların devri sonunda olaylara karşı kayıtsızlık ve  sorumsuzluk doğurmaktadır.

Zamanın müdahaleden uzak olması, toplumun, insanın, kurumların devletlerin değişmesi zorunluluğunu göstermektedir. Değişimi kendi toplumsal gerçekler düzeninde gerçekleştirilememesi, sömürü düzeninin temellerinin atılmasına neden olmaktadır. Toplumun içerisinde yaşayan ilkesiz ve kırmızı çizgisi olmayan grup yeni toplumun oligarşisini yaratmaktadır.

Sanayi Devrimi sonrasında tarım toplumunun sanayi toplumu haline getirilmesi sürecinde, yüzyıllardır barınma sorunu olmayan insanlar şehirlere göç ederek “Ev Alma Hayali” içine itildi. Olmayan sorunları, sorun olarak üreten insanların imdadına Bankalar yetişti, dalgalı kur rejimine göre karşılıksız basılacak paranın bir ürün karşılığı olması gerekmekteydi. “Ev Kredisi” tabiri hemen hemen reşit olan her vatandaşın boynunda “Toplumsal Vaciplik” seviyesine yükseldi.

İnsanların yeni düzende kendilerinin çizgisinin olduğunu ispatlayacak durumları kalmamıştı. Çünkü onlara sunulan hayatın her daim gerisinde olduklarını hissederek daha fazla çalışmaya karar verdiler. Fakat artık tarım toplumu değillerdi, bunun dahi farkında değillerdi. Köylerinde üretim yaparken mevsim normallerine göre normal üretim kapasitelerini artırma şanslarını bile kaybettiklerinin farkında değillerdi. Artık insan “Tam Zamanlı Maaşlı Köle” olmuştu.

Tam Zamanlı Maaşlı köleler, asla risk almak istemezler. Milliyetçilik damarları yüksektir. Kurumların ve sistemlerin kutsanmasıyla güçleneceklerine inanırlar. Fakat maaşlı çalışma kavramı, kölelik sisteminin modern çağda kazandığı iş karşılığı bir ücret olarak tanımlanmasının gerektiği bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Gelir durumunu düzenleyemeyen modern insan, çağın gereklerini de yerine getiremediğinden psikopatik durumlar sergilemektedir. Asla huzuru yoktur. George Orwel’ın 1984 adlı yapıtında da ifade ettiği gibi neslin devamı dahi partinin isteği doğrultusunda gerçekleştirilen hayvani bir güdü olarak işlevsizleştirilmiştir.

Ülkemiz açısından düşünüldüğünde, asırlardır üretmek nedir bilmeyen ve fetihçi bir toplumun bu zamana ayak uyduramaması çok normal olsa gerek. 300 yıldır fetih gerçekleştiremeyen toplumun, ekonomi, siyaset, turizm vb. kavramlarla paranın kazanımını da henüz öğrendiği söylenemeyecektir. Elde edilen gelirin oligarşik elitlerin dolaşımında olup halk tabakasına inmemesi de sefaleti ayan beyan ortaya çıkarmaktadır.

Azlar her daim çoklara hüküm edecektir düşüncesi ise artık tamamen önemini yitirmekte olduğunu söyleyebiliriz. Toplum e-devlet uygulamalarından katılımlar sağlayarak pek çok ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilir hale gelmiştir. Yazımıza bir dizi halinde devam edilmesini planlamam sebebi ile konular dağınık şekilde düşünürlerin vicdanına sunulmuştur.

Sürdürülebilir yeniden yaşama paradigmasının inşasına doğru bir adım yazıları ile amaçlanan 200 yıl evvelinde gerçekleştirilen toplumsal sözleşmelerin günümüz gereklerine uymaması sebebiyle 21.yy a uygun “E-Toplumsal Sözleşme” mutabakat metninin oligarklar ile değil toplumun her kademesindeki insanların fikri alınarak hayata geçirilmesinin sağlanmasıdır.

İçinde bulunulan “Evrensel Kaotik Koşulların” ortadan kaldırılması ancak ortak akla müracaat etmekle gerçekleşebilir. Eski zamanların ve düzenlerin yerine gelme imkansızlığına karşılık; avazım çıktığı kadar Ya “Yeni Bir Hal Ortaya Koymalı” “Ya da Toptan Dibe Batmalı” fikrini dünya insanlığına çağrı olarak sunuyorum.

Yöneticilerin yönetimi günümüzün toplumsal devriminin ayak sesleridir.